Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım




rahmetle anıyoruz

21/3/2008 ·

büyük üstad bünyamin yıldırım hoca efendinin vefatının 16. sene-i devriyesini yaşamaktayız onu rahmetle anıyoruz

Yorum (57) Yorum yaz!

TASAVVUF GÜNLÜĞÜ

9/1/2008 ·

Tasavvuf Tamamen Zühd'dür

Zühd; dünyâya karşı bir duruş ortaya koymaktır. Mâsivâdan yüz çevirerek Allâh'a yönelmektir. Dünyayı "hiç" gören bir derviş, ahirete doğru hızla yaklaşmaktadır.

Nitekim, İbn-i Cella (Radıyallahu Anh) dedi ki:
"Dünyanın senin gözünde küçülmesi, ona zeval gözü ile bakmandır. Bu sebeple dünyadan uzaklaşmak sana daha kolay olur."

İmam Cüneydi (Rahmetullahi Aleyh) ise şöyle der:
"Zühd; dünyayı küçültüp eserlerini kalpten silmektir."

İbrahim bin Ethem (Rahmetullahi Aleyh) zühd'ü şöyle açıkladılar:
"Zühd, elin boşalması değil, kalbin dünyadan boşalmasıdır. İşte bu ariflerin zühdüdür. Bundan daha yükseği ise Allah'tan başka, dünyadan, cennetten ve gayrısından boşanmaktır. Bu mukarreblerin zühtüdür."

Bu şekil zühdün sahibi Allah'a vasıl olanlar ve ona yaklaşanlardır. Zühd; kalbi dünya sevgisinden ve şehvetinden boşaltıp, Allah sevgisi ve marifetiyle doldurmaktır. Allah'u Teala dünya sevgisinin bulunmuş olduğu kalpte bulunmaz. Bir kalpte dünya sevgisi varsa Allah olmaz, Allah sevgisi varsa dünya olmaz. İkisi bir arada bulunmaz.

Kalp, dünya sevgisinden ne kadar ilgiyi keserse Allah sevgisi, marifeti, teveccühü ve murakabesi o kadar artar.

Sahl bin Sa'd (Radıyallahu Anh)'dan rivayet edildiğine göre bir zât Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek:

"Yâ Resulallah! Bana öyle bir amel göster ki, onu yaptığım takdirde Allah da, kul da beni sevsin." demişti. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurdular:
"Dünya muhabbetini kalbinden çıkar ki Cenâb-ı Hakk'ın sevgilisi olasın. İnsanların ellerindekilere göz dikme ki, insanlar da seni sevsin." (İbn-i Mâce: 4102)

Her hangi bir Müslüman Allah kitabını incelerse, dünyanın şanını küçülten, hızla yok olduğunu gösteren, onu hakir görmeyi açıklayan, onun nimetinin geçici olduğunu açıklayan bir çok ayetle karşılaşır. Mesela Yüce Allah, Fatır Suresinde;
"Ey İnsanlar! Allah'ın vadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı şeytanda Allah'ın hakkında sizi kandırmasın." buyurmaktadır. (Fatır Suresi: 5)

Yine Allah'u Te'al'a;
"Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (orada ki hayat) gelince işte asıl yaşam odur." buyuruyor. (Ankebut Suresi: 64)

Kehf Suresi 46'cı ayet-i kerimede ise;
"Servet ve oğullar dünya hayatının süsüdür, ölümsüz olan iyi işler ise rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha layıktır." buyurmaktadır.

Resulullah efendimizin hayatını incelediğimizde ise, bizi dünyadan uzaklaştırıp onu istememeye, süsünden ayrılmaya yönlendirdiğini görürüz. Ölüm meleği Resulullah efendimize geldiğinde "Ya Resulalah! Allah'ın sana selamı var, ne kadar yaşamak  isterse istesin serbesttir. Ama gelmek istiyorsa habibimi al getir buyurdu." dedi. Resulullah efendimiz; "Bu işin sonu ölüm değimli" dediğinde, Cebrail; "Evet" diye cevap verdi. Efendimiz ise Ahiret'i tercih etti. Nitekim vefatından önce ki son hutbelerinden birinde; "Allah kulunu dünya ile ahireti tercih hususunda serbest bıraktı da; kul, ahireti tercih etti" ifadeleriyle bunu dile getirmişlerdi de, Ebu Bekir hıçkırarak ağlamaya başlamıştı…

Resulullah Efendimiz, ashabını, dünyanın geçici bir gölge ve çabuk biten bir eğlence olduğu konusunda uyarıyor. Taaki dünyaya güvenmesinler… Yoksa, dünya onları yüce Allah'tan keser (uzaklaştırır).

İbn-i Ömer dedi ki;
"Resulullah omzumdan tuttu ve bana 'Abdullah, sen dünyada sanki bir garip (vatanından uzak bir yabancı) gibi yahut bir yoldan geçen (yolcu) gibi ol." buyurdu.

Abdullah b. Ömer şöyle derdi:
"Akşamladığın zaman sabahı bekleme (daha evvel ölebileceğini düşün), sabahladığında ise akşamı gözleme. Sıhhatinden hastalığın için, hayatından da ölümün için bir miktar al, hasta olup da yapamayacağın ibadetlerin yerine, sıhhatli iken fazla ibadetlerle meşgul ol. Hayatının günlerini de, ölümünden sonra Allahu Teâlâ indinde sana faide verecek amellerle geçirerek ganimet bil."(Buhârî, Rikak 3, no: 6053, 5/2358; Tirmizî, Zühd 25,)

İbn Mes'ûd'un haber verdiğine göre Rasûl-i Ekrem bir gün hasırın üzerinde uyumuş ve hasır mübarek vücûdunda izler bırakmıştı. Bunun üzerine: "Hasırla aranıza bir şeyler serseydik " diyen sahâbîlere: "Benim dünyâ ile ne işim var? Ben, dünyâda yolculuğu sırasında bir ağaç altında gölgelenen, sonra da oradan geçip giden bir yolcu gibiyim." buyurmuştu. (İbn Mâce, Zühd, 409)

Kadadenin dediğine göre, Ömer bin Hattap, Cuma günü mescide cemaatten sonra gelmişti. Geç geldiği için onlardan özür beyan etti. Dedi ki; "Benim geç kalmama sebep şu elbisemin yıkanmasıdır. O elbiseyi yıkarken ondan başka elbisem yok idi."

Abdulkadir Geylani zühdü şöyle tarif etti;
"Dünyayı kalbinden çıkar, onu eline cebine koy ki, sana zarar vermesin."

İbn-i Acibe zühdü şöyle bildirdi;
"Zühd; kalbi Rabbinden gayrısına sevgi ve alaka göstermesinden boşaltmasıdır."

İslam ordusu donatılacaktı. Hazreti Ömer; "Bu sefer Ebu Bekiri geçeyim" diye, malının yarısını orduya vermişti. Hazreti Ebu Bekir ise malının hepsini verdi. Allah Resulü Ebu Bekir'e sordu; "Ey Ebu Bekir sen ne verdin?" Oda; 'malımın hepsini verdim' dedi. "Peki eve ne bıraktın" deyince, "Allah ve Resulünü bıraktım" Dedi.

Dünyadan geçmek, dünya sevgisinden geçmek, Allah rızasını ön-plana almak demektir.

Allah'u Te'al'a hazretleri, sahabenin şuurunu bizlere de nasip eylesin.

Yorum (10) Yorum yaz!

ONUN DİLİNDEN

9/1/2008 ·

Mahşere Gidiyorsun
Onun İçin Bunları Sakın Unutma

Orası adeta bir mahşer yeridir.

Onun için bir Müslüman hicaza giderken mahşere gider gibi gitmelidir. Bakın hacılara, herkes sırtındaki elbisesini makamını, mevkiini, rütbesini bırakmış beyaz bir kefene bürünmüşler. Mahşer meydanında hesap vermeye gider gibi herkes çırılçıplak üryan bir vaziyette. Hacda da insan bir ot koparamıyor mahşerde de. Üzerine konan bir sineği, bir pireyi, bir biti, bir canlıyı öldüremiyor. Niçin? Çünkü ölüde ondan. Ölüm halinde olan bir insanın bir canlıyı öldürmesi mümkün mü? Değil tabiî.

Haliyle kendisi ölü durumuna geçiyor. Oğlundan, kızından, evinden, barkından, yurdundan, yuvasından, parasından masasından, hepsinden ayrılarak "Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk, innel hamde ve'n-ni'mete leke ve'l mülk lâ şerike lek" telbiyeleriyle ona yönelir.

Artık kul;

"Ya Rab! işte, çağırdın geldim. Senin hiçbir ortağın yoktur, Senden başka kimsemde yoktur, şüphesiz hamd sana mahsustur, nimet senindir, mülkte senin. Günahlarımı bağışla ve bizi mağfiret eyle" demek suretiyle her şeyini bırakıp O'nun rahmetinin altına girmiştir.

Hacı, huzura giderken şunları düşünmelidir. Allah (c.c.) bana şunları soracaktır. Onun için cevapları hazırlamalıyım. "Ey kulum! bana neyle geldin? Benim verdiğim nimetleri nerelerde harcadın? Evlatlarını neye göre nasıl yetiştirdin? Onlara nasıl sahip çıktın? Mahiyetindekileri neyle sevk ve idare ettin? Benim dinim için ne yaptın? İslam'ın yeryüzüne hâkim olması ve benim kaçak kullarımın bana yönelerek itaat ve ibadette bulunmaları için ne kadar sancı çektin? Tabi olduğun İslam dini uğrunda sarf ettiğin mal ve zamanın ne kadar?

Peygamber Aleyhi s-Selam ise şunları soracaktır;

"Ey ümmetim! şefaatimi istiyorsun da, benim memnuniyetim için ümmetlerime ne yaptın? Getirdiğim nizam için ne kadar çaba sarf ettin, gözyaşı döktün? Çocuklarını hangi eğitimle yetiştirdin? Evini gönlünü kimlere açtın ve bunlarla ne yaptın? Allah'ın dinine yardım (hizmet) edenlere hangi yardımlarda bulundun? Ülkende neler var. Okulların nasıl? Caddeleriniz ne âlemde?

Hz. Fatıma (r.a.) ise şunları soracaktır;

"Ey ümmet! Şu halin bana benziyor mu? Benim mi temsilcilerimsiniz yoksa başkalarının mı? Buraya geldin ama yavruların ne haldeler?..

İşte, hicaza giden kardeşlerimiz bütün bunların hesabını vereceğinin idraki içerisinde hazırlıklı olarak gitmelidir. Yüzünün kara değil de ak olmasını istiyor ve geriye beraat biletini alarak dönmek istiyorsan, beldelere gitmeden önce ne yaptığına iyi bakıp bu muhasebeler içerisinde olmalısın.

İmam-ı Azamın Kırk küsur sefer Ravza-ı Şerife seyahati vardır, diyor ki: "Utancım ve korkumdan bir defa Resulullah'a yanaşamadım." Yani hicaza giderken ezik ve mahcup gitmiş.

Ama cahil cesur olur.

Sorumluluğunu bilmeyen insanlar elini kolunu sallayarak paldır küldür kabadayı gibi gidiyorlar. Hâlbuki mümin, dünyada işi bitmişte kabir âlemine giden insan gibi gitmelidir. Yaptığı amellerin, işlediği günahların hesabını vermeye giden ölüler gibi gitmelidir. Çünkü hepsi bir bir yazılmış kayıt altına alınmış. Bu yüzden gizli tutulan defterlerin hesabının sorulabileceği endişesini taşıyarak gitmelidir.

Şahsen herkes o kutsal beldeye sevine sevine giderken ben üzüle üzüle gittim. Niçin? Hz. Muhammed (s.a.v) efendimiz bana "Ey ümmetim! Bana ne getirdin?" diye sorar diye.

Sıdık-ı Azam, Faruk'u Azam, Hz. Osman ve Hz. Ali: "İslam için ne yaptın? Ne halde ne âlemdesin? Çoluk çocuğun ne durumda? Yurdunda kimler var? Kimler dolaşıyor ülkende?" diye sual ederlerse ben ne cevap veririm diye. Eller sevinip gülerken ben ağlıyordum…

Allah (c.c.) kendi rahmetinden, Habib-i edibinin şefaatinden bizleri mahrum eylemesin. Bu düşünce ve şuurla giderek haccını yapıp dönenlerden eylesin

Yorum (16) Yorum yaz!